Tag Archives: Turkish poem

. . .

After a long day of mentally trying work, my recycled iPad entertains my late evenings by proving that there is a good number of soul-soothing Turkish TV series worth watching -at least for a while. There are also those kinds among them, which seem to seek a soul-torturing impact; or, which “aim at the vein” as we put it in Turkish (“Damardan Vurmak”). I happened to be quite captivated by one of the feel-good selections one night, when a line repeated several times in one episode alone finally attracted my attention: “Ölüm var. Ölümden öte köy yok.” Death exists. There is no other village beyond it. If you have ever read or watched Pollyanna, there is a real good chance that you will recall the initial church scenes where the pastor ended his Sunday sermons with a threat, in a frightening tone of voice: “Death comes unexpectedly!” Now, you can probably better picture my reaction -or my popped-out eyes at such finger-pointing and roll-calling, for that matter . . .

And so, . . .
in the middle of what was supposed to be a lighthearted show,
I was reminded of that much-dreaded inescapable exit from life
Thus began in me a totally new Impulses-Day-posts-strife . . .

~ ~ ~

The Turkish poem of mention may be read in its entirety at Ölümden Öte Köy Yok and it is written by Mehmet Akif Gülhan. As for the Turkish TV series in question, it is/was called Aşk Yeniden.

Leave a comment

Filed under Impulses

Attila İlhan’s “Ben Seni Neden mi Sevdim?” in Translation

A few weeks ago, a first happened to me on this platform. A reader, zeynebe has (ever so gracefully) asked me, if I could translate “Ben Seni Neden mi Sevdim?” -a poem by Attila Ilhan (1925-2005; “a Turkish poet, novelist, essayist, journalist and reviewer (Wikipedia).” Having missed the excitement I used to feel whenever I would work on my literary translations, I welcomed this request. And my Turkish-to-English-bridging effort has come about.

Please note: When you click on “Attila Ilhan” above, you will be directed to a YouTube video in which the poet himself guides you through his life in his native tongue. As for the Turkish original of the poem, my source was Çetin Bayramoğlu -another wordpress blogger. 

Ben seni neden mi sevdim?

Ben seni bir okyanusun derinliğinde buldum da sevdim
Parlak bir inciydin benim için
Paha biçilmez bir inci
Ben seni soğuk ve yağmurlu bir günde
Seni düşünürken gülüşündeki sıcaklığın içime dolup ta
Beni sardığı bir anda sevdim
Seni sadece selvi boyun, siyah saçların ya da kara gözlerin
Güzel bir yüzün var diye değil
Fikirlerinle, konuşmandaki güzelliğin ve benim o kor halde yanan yüreğimle sevdim
Ben seni derinden ve hissederek sevdim
Her kalp atışımda vücudumun dört bir köşesine yayıldığını
Beni sardığını her nefes alışımda ciğerlerime işlediğini bilerek sevdim
Seni kış gecelerinin o soğuk yatağında birlikte uyuyup beni ısıttığın
Yaz sıcağında uyuyamayıp sıkıntılarım olduğun
Ve rüyalarımda buluştuğumuz gecelerde sevdim
Seni ellerinden tutup kanımın kaynadığı
Kalbimin yerinden fırlayacağını hissettiğim anlarda
O ıslak dudaklarınla beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim
Ben seni o sensiz anlardaki boş ve değersiz geçen dakikalarda
Kayıp zamanlarımızda, seni arayıp bulamadığım
Çaresizlik içinde olduğum, içki sofralarını dost bildiğim anlarda sevdim
Sen ne kadar uzak olsan da,
Aramızdaki kilometreler nasıl çoksa
Ben de seni o kadar yoğun ve o denli çok sevdim
Seni kalbimde yanan ateşin ile
Zihnimde oluşan hayallerin o ay parçası çehrenle
Bana derinden bakan o gözlerindeki ışıltıyı göreceğim anları beklerken
Kalbimin yanıp tutuştuğu anlarda
Gelip bu ateşi alevlendirerek
Bana sarılarak beni sevdiğini söyleyeceğin anları düşünerek sevdim

Hakettiğin mutluluğu sana verememekten korkuyorum.
Seni beni sevdiğinden fazla sevememekten korkuyorum.
Senin sevgine layık olduktan sonra başkaları tarafından o sevgiyi kaybetmekten korkuyorum.
Seni kazanayım derken kaybetmekten korkuyorum.
Aramızdaki maneviyat haricindeki uçurumlardan korkuyorum.
Senin kalbini daha fazla kırmaktan korkuyorum.
O temiz ve masum göz yaşlarını daha fazla akıtmaktan korkuyorum.

Evet korkuyorum;
seni kaybetmekten, seni daha fazla üzmekten …
Sana kendimi ifade edememekten korkuyorum.
Ya da yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
Uçurumun kenarında yalnız kalmaktan korkuyorum.
Dostluğuna doyamadan ulu orta yalnız kalmaktan korkuyorum.
Yüreğimdeki o ince sızının bir gün çoğalmasından ve beni sarmasından korkuyorum.
Sevgi denen güzelliğinin bir gün beni terk etmesinden korkuyorum.
Dostluğun ölüp yerine nefretin yeşermesinden korkuyorum.

Korkuyorum evet;
seni kaybetmekten ve seni daha fazla üzmekten…
Bir çiçek misali ne ellemeye ne de koparmaya kıyamıyorum uzaktan seyrediyorum çünkü;
Seni daha fazla incitmekten korkuyorum.
Ömründe yaşadığın mutluluğu huzuru sana yaşatamamaktan korkuyorum.
Sana kalbimden fazlasını verememekten korkuyorum.
Sonunda sana gözyaşından başka bir şey bırakamamaktan korkuyorum.
Seni sevmekten değil;
dostluğunu suistimal etmekten,
Seni kaybetmekten ve değerini bilememekten ve Yüce Rabbime hesap verememekten korkuyorum.
Belki de çok fazla korkuyorum …


Attila Ilhan

A Turkish to English Translation Draft
© hülya n. yılmaz (4.30.2016)

Why I Loved You, You Ask?

I found you in an ocean’s depth, and thus loved
A sparkling pearl you were to me
A priceless pearl
I loved you on a cold and rainy day
When your smile thawed my soul
While I housed you in my thoughts
I loved you not only for your gracious height, dark hair or black eyes
Nor for your beautiful face
I loved you in your thoughts, for the beauty of your words
And with that ablaze heart of mine
I loved you, sensing you at the core of my being
Knowing how you flowed into every cell in my body
At each beat of my heart, how you held me in your caress
Filling my lungs every time I took a breath
I loved you when you kept me warm while we shared a sleep
In the cold bed of winter nights
I loved you when you became my distress
In my sleepless nights in the dead of the summer
And in those nights when we united in my dreams
I loved you when the touch of your hands set my blood on fire
In those moments, when I felt my heart leave its cage
While I imagined moments when you, with those wet lips of yours,
Were about to tell me that you loved me
I loved you in those void worthless minutes that passed without you,
During times we had lost, when I tried to find you but could not
Throughout all the moments that witnessed my despair, when I befriended the bars
No matter how far away you were from me, I loved you
And with the same intensity and as much as the extent of the distances between us
I loved you with your fire that was burning in my heart
With images of you that were entering my mind, with your moon-lit face
While waiting for the moments when I was going to see
That sparkle in your eyes, looking at me intently
I loved you in those moments when my heart burnt of desire
While I imagined moments when you would come to revive that fire
By telling me in an embrace that you loved me

I am afraid!
I am afraid of not being able to give you the happiness you deserve.
I am afraid of not being able to love you more than you love me.
I am afraid of losing your love to others after I become worthy of it.
I am afraid of losing you while I try to win you.
I am afraid of the non-platonic divides between us.
I am afraid of breaking your heart even more.
I am afraid of causing you to shed more of your pure and innocent tears.

Yes, I am afraid;
of losing you, of giving you more sorrow . . .
I am afraid of failing to express myself to you.
Or, perhaps, I am afraid of being misunderstood.
I am afraid of being left all alone on the edge of the cliff.
I am afraid of being bluntly abandoned before being sated with your friendship.
I am afraid of that dull ache in my heart intensifying and surrounding me one day.
I am afraid of that beauty of yours called love leaving me one day.
I am afraid of hate flourishing after the death of friendship.

True, I am afraid;
of losing you and of creating more sadness for you . . .
Like with a flower, I cannot bear to touch nor pick you
I watch you from a distance instead because
I am afraid of hurting you more.
I am afraid of not being able to provide you with
The happiness and peace you have known in your life.
I am afraid of not being able to give you anything else but my heart.
I am afraid of leaving you nothing else but tears in the end.

I am not afraid of loving you;
But rather of taking advantage of your friendship,
of losing you, of being unable to appreciate you
and of failing to answer to The Ultimate Being.
I may be too afraid, maybe . . .



Leave a comment

Filed under Reflections

“İstanbul’u Dinliyorum” ~ “I Am Listening to İstanbul”

Is there a place that has once landed in the depth of your being? Do your feelings and thoughts take you there once in a while or often? Lately, it has happened to me. Again. With the yearning having risen from casual conversations with close friends. Of all the possible regions that had long ago taken a piece of my heart, it was the city many find to be impossible to describe. In my case, there is no interest whatsoever to make even an attempt to say anything about this phenomenon other than having a well-known poem speak it all.

Like the poet I am respectfully bowing before, I, too, am listening to İstanbul today but to İstanbul of my heavily aged memories. And I do so in the hope that this world city will reconnect me to my mother’s grave – long lost in its physicality…

The Turkish original by Orhan Veli Kanık


İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Own English Translation, December 20, 2014 (unedited, unrevised)


I am listening to İstanbul with my eyes closed

In a gentle touch, first a wind breezes;

Leaves sway on trees

Without a hurry;

Far, very far away,

There are the never-stopping bells of the water-carriers

I am listening to İstanbul with my eyes closed.

~ ~ ~

I am listening to İstanbul with my eyes closed;

Birds are passing by, then;

From high above, in flocks, in screams.

The nets are being pulled in the kiddles;

A woman’s feet touch the water;

I am listening to İstanbul with my eyes closed.

~ ~ ~

I am listening to İstanbul with my eyes closed;

It is crisp inside the Covered Bazaar

Mahmutpaşa, so very chirpy

Its courtyard is filled with pigeons

The beats of hammers are rising from the docks

In the glorious spring wind, the smell of sweat;

I am listening to İstanbul with my eyes closed.

~ ~ ~

I am listening to İstanbul with my eyes closed;

I am intoxicated by the celebrations of the past

A waterside mansion with its dimmed boathouses;

Within the murmur of the died out southwesters

I am listening to İstanbul with my eyes closed.

~ ~ ~

I am listening to İstanbul with my eyes closed;

A coquette passes by the sidewalk;

Profanity, chants, songs, wolf whistles.

Something falls off of her hand;

It must be a rose:

I am listening to İstanbul with my eyes closed.

~ ~ ~

I am listening to İstanbul with my eyes closed;

A bird is fluttering on her skirts;

I know if you have fever or not;

I know if your lips are wet;

A white moon rises behind the pistachio nuts

I know it from the beat of your heart;

I am listening to İstanbul.

1 Comment

Filed under Reflections